«Sana geldiler, koluna yapıştılar. Sanki kendi şehrinde kaybolmuş bir yabancı olan sen, diğer yabancılardan başka kimseyle karşılaşmazsın gibi; sanki yalnız olan sen, tüm öteki yalnızların senin üzerine atıldıklarını görüyormuşsun gibi. Sanki aynı tezgahta içilen bir bardak şarap süresince, ancak hiç konuşmayanlar, kendi kendine konuşanlar karşılaşabilirmiş gibi. Yaşlı deliler, yaşlı ayyaş kadınlar, hayalperestler, sürgünler. Ceketinin yakalarına, eteklerine, kollarına asılıyor, soluklarını yüzüne üflüyorlar.
Kısa adımlarla sana geliyorlar, tatlı gülücükleri, tanıtım ilanları, gazeteleri, bayraklarıyla, büyük, aptalca davaların sefil savaşçıları, çocuk felcine, kansere, yoksul konutlarına, sefalete, yarı felce, körlüğe karşı savaş açan kemikli maskeler, arkadaşları için dilenen hüzünlü şarkıcılar, küçük masa örtüleri satan dayak yemiş yetimler, evcil hayvanları koruyan etleri çekilmiş dul kadınlar. Sana yanaşan, seni alıkoyan, seni işleten, aşağılık hakikatlerini, sonsuz sorularını, hayır işlerini, doğru bildiklerini senin yüzüne tüküren herkes.
***
Soluk benizliler, lime lime yakalılar, sana hayatlarını, hapishanelerini anlatan kekemeler.
***
Üfürükçüler, mucize tanıkları. Sabit fikirleriyle yaşayan herkes; insan müsveddeleri, insan kalıntıları.
***
Ve tüm diğerleri, en kötüleri, alıklar, hınzırlar, kendini beğenmişler, bildiklerini sananlar, bilgiççe gülümseyenler, şişkolar ve genç kalanlar, sütçüler, madalyalılar; çakırkeyif akşamcılar, briyantinli kenar mahalle çocukları, tuzukurular, salozlar. Haklılıklarından güç alıp seni tanık gösteren, yüzünü uzun uzadıya süzen, bağırarak seslenip senden açıklama isteyen ucubeler. Kalabalık aileleri, ucube çocukları, ucube köpekleri olan ucubeler; kırmızı ışıkta sıkışan binlerce ucube; ucubelerin cırtlak dişleri; bıyıklı, yelekli, pantalon askılı ucubeler; çirkin anıtların önüne paketler halinde boşaltılan turist ucubeler; bayramlıklarını giymiş ucubeler, ucube kalabalık.
Avare dolaşıyorsun ama kalabalık artık seni sürüklemiyor, gece artık seni korumuyor. Hala ve durmadan yürüyorsun, yorulmak bilmez, ölümsüz yürüyüşçü.
***
Hücresinde bir mahkum, bir deli gibi. Labirentte çıkışı arayan bir fare gibi.
***
Kıtlıktan çıkmış biri gibi, adresi olmayan bir mektubu taşıyan bir ulak gibi.»
Perec - Uyuyan Adam